Havadan Sudan…(1)
Havadan sudan yazı yazasım var. Konusu olmasın. Havadan girelim, sudan çıkalım istiyorum. Lakin nasıl girebileceğimi de bilmiyorum, düşünürken google a sorayım dedim. Bakalım o ne diyecek havadan sudan bir yazı için söyleyebileceği bir şey var mı ? 252.000 sonuç çıkardı. Demek ki birileri bir yerlerde havadan sudan konuşmayı ihmal etmiyor. O zaman bir hikaye yazalım bakalım, hava olsun, su olsun, biraz ondan biraz bundan olsun…
Sabah uyanıyorum ama çıkmak istemiyorum yataktan, tatlı bir uyuşukluk. Derin bir nefes alıyorum. Yaşam diyorum. Bir nefes daha, yaşamak diyorum. Elim burnuma gidiyor,
-Sakin ol ne bu sabah sabah…
Daha önce ayaklarım kendilerini kaybetmişti. Başka bir hikaye idi o yazılmış ama yayınlanmamış. Şimdi ise burnum kendini kaybetti, derin derin kokluyor havayı belli rahat durmayacak. Çıkıyorum yataktan. Elimi yüzümü yıkarken sabun kokusuna odaklanmış bir şekilde bekliyor. Biraz temiz hava istediği belli.
-Hadi, o zaman sahilde kahvaltı yapalım bugün, havada güzele benziyor. Hem denizide özledik, ne zamandır oturup muhabbet edemiyoruz.
Bu konuşmanın üzerine tatlı bi gıdıklanma hissediyorum burnumda sonra da bi hapşuruk geliyor.
-Peki peki sakin, hayırdır bu sabah sabah nereden çıktı, elbet vardır altında bir şey.
Attık kendimizi dışarı. Derin bir nefes daha, güzel bir gün, bildik tanıdık ama tarifsiz bir koku var havada. Tarifsiz diyorum çünkü daha önce hiç koku tarifi yapmadığımı fark ediyorum. Bildiklerim arasından, yağmurdan sonra toprak kokusunu anımsatıyor ama daha çok köyde bir kış günü uyanıpda toprak ve kömür kokusunun soğuk ile karışmış halini solursunuz ya işte onu hissediyorum.
Sahile doğru yürümeye başlıyorum. Bir kaç karga ve kedi ile selamlaşıyorum. Kediler umursamaz, tepkisiz. Kargalardan ise bir kaçı kabul ediyor selamımı ve iletiyorlar karşılığını. Biliyorum ki onlar buranın müdavimi, diğerleri yeni olsa gerek ya da gelip geçerken uğramışlardır.
Tren yoluna paralel olan bu tenha yolda pek insan trafiği olmaz, kediler, kargalar, ara ara martılarla serçeler gelir geçer. Güvercinler uğramaz, 2 sokak ötede meydanı mesken edinmişlerdir onlar. Köpekler… evet yaa köpeklerde hiç uğramaz. Onlarda sahildde ki yeşillik, parklık alanı sahiplenmişlerdir. Zaten bunlar dışında başka bir hayvanda görmek zordur bu memlekette. Bir ara 2-3 tane papağan görmüşde çok şaşırmıştım. Rivayet o ki batan bir yük gemisinden kaçmış yüzlercesi çoğu yakalanmış böyle tek tük kalmışlar sokaklarda. Lakin sonra onlarda görünmez oldu. Kargalar, kediler, serçeler ve köpeklerden sonra sahile vardım. Orada da martılar toplanmış. Dedim ya hava güzel hepsi denizde. Kimi vapur, sandal peşinde kimi oyun eğlence peşinde.
Derin bir nefes daha, mutluluk içinde uzun, derin bir nefes… Sonra bir selamda denize.
-Bak bugün ne oldu biliyor musun? Bugünde burnum kaybetti kendini. Durduramıyorum. Solumak istiyor. Ne kadar koku varsa tatmak istiyor. Bende sana getirdim…
Sözümü bitirmeden bir dalga vuruyor sahile. Rüzgarıyla birlikte denizin o tuzlu kokusunu taşıyor, dolduruyorum ciğerlerimi bu yeni hava dalgasıyla. Bir canlanma hissi sarıyor. Baştan sona. Daha doğrusu burundan ayağa. Sonra başka bir rüzgar ekmek kokusu taşıyor burnuma. Burnunun dikine giden bir adam olmamıştım hiç ama ne yapalım bugün onun sözü geçiyor. Yok başka çağre diyorum kokunun kaynağına doğru yol alıyoruz…




Bir Sait Faik kokusu geldi burnuma. Ellerine sağlık
Bana burnunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim :) O değil de sen olmaya başladın ha. Gurbet ellerde unutma Türkçe yazmayı :)