neler oluyor bana…
“Aradığımız herşey burada, bütün hikayeler burada kayıtlı toplayın herşeyi…”
Düşüncelerimi zapt edemiyorum. Umarım bu yazıyı yayınlarım. Son bir saat içerisinde… komik oldu aslında ama önemli değil ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum ama başladığım üçüncü hayır dördüncü yazı olacak. En azından sayabildiklerim bunlar. Hepsine başlama sebebim aynı idi ama sonra… sonra işler karıştı düşüncelerim çok hızlı değişiyor. Şu an bu satırları yazarken bile bir sonraki an kendimi nerede bulacağımı bilmiyorum. Şu an nerdeyim bilmiyorum. Terk edilmiş, paslanmaya yüz tutmuş, metal bir odadayım. Pas içinde bir sürü ıvır zıvır içerisinde nasıl olur da bilgisayarım sapa sağlam benimle diye düşünmemeye çalışıyorum. LANET! Bir paradoks yarattım. Umarım etkisini hemen göstermez. Neyse, içerisi izlediğim uzay filimlerindeki komuta merkezleri gibi ve içimden bir ses şu an buraya yıllar önce kaybolan bu geminin kayıtlarını aramak için geldiğimi söylüyor. Bir tarafta görüntüler akmaya devam ederken asıl yazmam gerekenlere dönmeliyim. Yoksa bu yazı da yayınlanmadan taslaklar kısmında eskiyebilir…
Ama nasıl başlamıştı ilk? Bir yazı yazmaya niyetlenmiştim evet evet… başladım yazmaya, sonra sırıttım,” biraz felsefecilik mi oynuyorsun kendi kendine? ” diye sordum kendime. Yoksa ilk bu değil miydi? Çok hızlı düşünüp yavaş yazmakla alakalı sanırım. Aklımda kalanlar bunlar. Hafıza bile düşünme hızına yetişemiyorsa ellerim nasıl yetişecek ki? Sonra kendi sorumu yanıtladım. “Evet sanırım.” ve ben de gülümsedim. Sonra, sonra şizofren bir adam oldum. Hayır, şizofren akrobat bir adam oldum. Yeni bir yazı yazmaya başladım eskisini kapatıp. Delilik ile dahilik arasındaki ince ipte yürüyen bir şizofreni oynuyordum… Ahhhh işte bunu farkına varınca bir anlık geldim kendime. Oynuyordum. Yapabileceği en iyi iş oyun oynamak olan bir adam fikri. Ve bu noktada farklı bir dilde farklı bir hikayeye geçiş yapmıştım. Yeni bir karakter yarattım daha önce başlanmış bir hikaye için. Herkes olabilcek ve hiç kimse olamayacak bir karakterdi. Sonra… Sonra bu karakterde kayboldum bir süre, ne kadar güçlü ne kadar kudretli olabilir diye…
Bir anlık bir durma oldu o düşünce akışında. Yine geldim kendime. Tam “Neler oluyor bana?” deme fırsatı bulmuşken gözlerimi burada açtım. Nerede veya hangi zamanda olduğumu bilmiyorum. Olanlar gerçek mi yoksa sadece başka bir düşünce akışında mı kayboldum bilmiyorum. Ama her seferinde daha gerçekçi oluyor. Bu satırları yazarken içeri başkaları da girdi. Gemiyi aradıklarını birşey bulamadıkları söylüyorlar. Benden emir bekler gibi bir halleri var. Onlara dönmeden önce “yayımla” tuşuna basıyorum…



Hiçbirşey anlamadım olum sen naptın yaw bu yazı ne:D
Okuduğunu anlamadıysan nasıl anlatabilim ki sana =))
peki :)